"Yazık... Kararsızlık şizofreniden daha beter bir baş belasıdır. İnsan şizoid olunca her iki kişiliği de birbirinden habersiz mesutça yaşayıp gider ama insan kararsız olunca, her bir taraf çelişen tarafın acı içinde farkındadır ve eğer insan dikkat etmezse tüm hayatı bir ağdalı şeker partisine dönüşebilir."


Tom Robbins, "Dur Bir Mola Ver"
Ask me anything

Benim Gibi

Dead Like Me diye bir diziye sardım bu ara. Ne ara ve neden sardım, nerde ne zaman denk geldim de indirdim ve izlemeye karar verdim bilmiyorum. Kızın biri uzaydan düşen bir klozet kapağı tarafından öldürüldükten sonra bir “Grim Reaper”a dönüşüyor ve yaşayanların arasında dolaşıp eceli gelen zavallıcıkların ruhlarını almak ile görevlendirilmiş bir ekibin parçası oluyor. Bir yandan da çalışıp didinip hayatını sürdürmeye çalışan Azrailcikler ekibi.

Asıl tuhaf olanı, neden iki gündür izlemeye devam ettiğim. Bunun tuhaf olmasının birkaç sebebi var:

1. Dizi o kadar da iyi değil. Öyle üç beş bölüm art arda izletecek kadar bir hikayesi yok yani. Tamam, hikaye güzel gözüküyor başta, ama şu “vereyim de geçeyim” mantığıyla yazıp teslim ettiğimiz tırt öğrenci senaryoları kıvamında.

2. Hikayede bir sürü boşluk var ki bu çok sinir bozucu bir şey. Tamam, can alma emirlerinin nereden geldiğini bilmiyoruz çünkü çok da spiritüel olmayalım demişler. (İzleyiciye bıraktım hocam, deneysel takılıyorum) Ama ucu açık bırakılmaz ki öyle de her şey canım. (Kızımız kendine bir arkadaş buluyor ama sonraki bölümde pıt diye bu karakter diziden yok oluyor!)

3. Acayip sinir bozucu karakterler var. Bir hikayede sinir bozucu tiplerin olması iyi bir şeydir -komik sevimli bir karakterle dengelersin olur biter- ama bu hikayede çok miktarda sinir bozucu tip, az miktarda komik sevimli tip var. Yaşadığı evi ve ev düzenini 7/24 internetten canlı yayınlayan ve yapılan yorumlara göre dolap örtüsü deseni seçen gıcık bir patronumuz var, Sık sık “shit, crap” diyen, “moist” kelimesini pornografik bulan huysuz bir annemiz var ki sağ olan küçük kızına hayatı zindan ediyor. Ekipteki sarışın yelloz Daisy de ayrı bir terane. Milleti aşağılayıp duruyor, kimsenin gık dediği yok.

4 - Ana karakterimizin kendisi sinir bozucu bir kere. Yaşamaktan zerre keyif almayan bu hanımkızımız öldükten sonraki mevcudiyetinden de bir bok anlamıyor ve oradan oraya savrulup duruyor. Kızın derdi ne bi türlü anlayamıyorsunuz. Ne idüğü belirsiz mesleği mi, yalnız olması mı, anasını mı özlüyor, kız kardeşi için mi üzülüyor, canını aldığı insanlara mı kıyamıyor belli değil.

5- Her bölümde ışıltılı bir “ışığa erme” sahnesi olur mu diye bekler oldum ilk sezonun ortalarında. Tamam kafanız çalışıyor, güzel fikirler var senaryoda. Bazı lafların altı çizilmelik. Ama odaklanamıyorsunuz dostum, harcanıyorsunuz.

İnsan neden dünyadaki en çok sevdiği yerlerden birinde, Kabak Koyu’nda tatildeyken, hem de şahane bir fırtınaya denk gelmişken hastalanır ve tatilin son iki gününü titreyip ağlayarak geçirir?

Sevmediği bir diziyi izlemeye neden devam eder?

İki günde bir çift patik, altı adet mini çanta-kese, bir adet altılı bardak altlığı seti, bir telefon kılıfı ve iki sabun kesesi örüp bütün bunları oyunbaz canavar kedisi Tarçın’la kavga ederek, itişip kakışarak, inatla yapmayı sürdürür? (Bolca sağ bilek ağrısı, sol işaret parmağında belirgin bir ip izi/yarası ve bolca tırmık izi bonusu ile)

Hastalığın üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen neden hala yemek yiyemez?

Öldüm de artık başka bir göreve mi atandım da haberim yok? (Bingo! Karakterle özdeşleşmemi sağladın senarist, sana finalde +50 puan)

Neden?

Mavi Cennet Kuşu’nun çiftleşme ritüellerini ve danslarını izleyin.

Uzaklara dalıp gitme garantili.

Son göz muayenesinde miyopluğum yetmezmiş gibi bir de astigmat olduğumu öğrendim. Bir de “gözlerim kararıyor bazen, karıncalanıyor sanki” deyince gün ışığının zarar verebileceğini, güneş gözlüğü kullanmamı söyledi doktor.

"Ben her gün bi on dakika gökyüzüne bakarım. Ondan olmasın?"
“Bakmayıver evladım!”

Çok korktum. Ama vaz geçebileceğimi sanmıyorum.

Uyurken çıkardığı esneme mırlama sesleri de olmasa bu kedi vallahi çekilmez.

Ne zaman kedi istesem bir şeyler oluyor.

Geçen bizim adam kayalıklarda içerken gelmiş bu, fıstık filan yemiş. Gece bi baktım omzunda kediyle geldi, ertesi gün adını koyduk:

Sir Jonathan Tarçın Fıstıkçıoğlu

Bayağı eğleniyoruz kendisiyle.

şunlardan istiyorum birer tane. 

olmadı, kedi de olur.

durup durup metalci olmak

Asansörden çıkarken “Back in the forest were whispers persuade!!!” diye mırıldanıyordum. Komşunun tekiyle göz göze geldik.

wilburwantstokillhimself:

BBC World News: Police fired tear gas & water cannon at demonstrators. Demonstration began in Istanbul’s Taksim Square.

Do me a favour and please share this.

The Earth is Just One Planet In The Galaxy 

Küçük çocukları dinlediğinizde bazen böyle şeyler söyleyebiliyorlar.

Küçük çocukları etrafınızdan eksik etmeyin. Onlarla konuşun. Onları dinleyin.

Kainatın başkanı gelse gülüm…

Rüyada bile insan çelişir mi, kendini sorgulatır mı, kendini ikilem içinde bırakır mı demeyin. Tüm evrende iki başlılığın yegane sembolü olan bir beyefendinin katkılarıyla böyle iç karartıcı bir rüya deneyimledim.

Şimdi şöyle oluyor:

Zaphod Beeblebrox efendinin, gezegeni ele geçirmeye Fatih Sultan Mehmet köprüsünden başlayacağı tutuyor. Ben de o sırada İstinye’den Bebek’e doğru meditatif bir yürüyüş yapmaktayım. Yanımda pek sevgili kardeşim Yiğit efendi var, o da kendi meditatifliğinde tabii. 

Bay Beeblebrox yanıma yaklaşıp “hanım hanım, sizin gezegen benim olacak, hepiniz de öleceksiniz” diyor.

"Çocuğun yanında konuşma öyle!" diyerek kenara çekiyorum kolundan tutup. Uslu uslu kısıyor sesini.

"Ne oluyor, nedir derdin?" diyorum.

"Gezegeni" diyor, "ele geçiriyorum da. Seni beğendim, gel benimle, kurtar kendini."

"Yooeek yeeaaa" diyorum. "Evliyim oolum ben." Yanımdakinin kardeşim olduğunu özellikle söylemiyorum ki çocuğum sansın, ciddiye alsın beni, fazla yavşamasın.

"İyi valla, sana da şu kızana da yazık olacak diyor." (Evet, kızan diyor resmen)

"Hıh, ben diyeceğimi dedim" diyorum, asil bir dönüşle kardeşimin elini tutuyor adımlarımı hızlandırıyorum.

"Sana iki gün mühlet. Uzay gemim Kadıköy Meydan’da olacak" diye de bağırıyor arkamdan.

Sonra bir sıkıntı basıyor içimi.

Öyle uyanıyorum.

"Galaksi başkanı gelse her şeyi bırakıp gider miydin?" diye kocaman bir soru bırakıyor bana eşşoğlueşşek Bay Beeblebrox.

More Information